Thursday, 21 September 2017

Tebriz Çarşısı | #TebrizGünlükleri

Tebriz Çarşısı, zamanında İpek Yolunun üzerinden bulunduğundan dolayı büyük bir ticaret alanı olmuş. 2010 yılında Unesco Dünya Mirası Listesine eklenmiş ve Orta Doğu'da bulunan en büyük kapalı çarşı olmasıyla ünlüymüş.
Tebriz'e geldiğimizde direkt bu çarşıya gittik. Girdiğimiz andan itibaren ne kadar büyük bir çarşı olduğu hemen belli oluyordu. En çok dikkat çeken şey ise kızıl tuğlalarıyla yapılmış tavanı, mimarisi... İnanılmaz yüksek bir çarşı, genişliğide epey fazla. Çarşı bölüm bölüm ayrılıyordu, her yer bir başka yere çıkıyordu ve asla hepsini gezemeyecekmişiz gibi hissediyorduk. İlgimi çeken bir başka şey halı dükkanları olmuştu. İran deyince akla ilk gelenlerden, halı... İnanılmaz güzel, sanat harikası gibi halılar vardı dükkanlarda. Halıların içerisinde parlayan saf ipek detaylarını gözle seçebilmek harikaydı. Halılara bakarak huzur buluyorduk resmen. Bunun dışında baharatçılar, çaycılar, pirinç satan dükkanlar, el işleri satan dükkanlar ve daha bir çoğu vardı.
Çarşıyı dolaşmayı bitirdiğimizde öğlen olmuştu ve inanılmaz acıkmıştık. Yemeği tabiki çarşının içindeki meşhur "Hacı Ali" lokantasında yemek istedik. O kadar meşhur bir lokantaki yaklaşık 15-20 dakika sıra bekledikten sonra nihayetinde içeri girebildik. Kesinlikle ama kesinlikle beklediğimize değmişti. Hayatımda bu kadar lezzeti bir kebap yememiştim. Yolunuz düşerse asla çarşıdan çıkıp başka bir yerde yemek yemeyin, direkt Hacı Ali'ye!


Wednesday, 15 June 2016

Zerdüştlük

Dünya'nın en eski tek tanrılı dinlerinden biridir. Uzun bir süre Pers İmparatorluğunun resmî dini olmuştur. Yaklaşık 3.500 yıl önce, bu dinin peygamberi olan Zerdüşt tarafından İran'da kurulduğuna inanılır. Zerdüşt, bir düşünce adamı ve filozof olarak tanımlanır.
Zerdüşt'ün kelime anlamı "altın ışığın adamı" manasına gelir. Zerdüştlüğün temelinde iyilik ve kötülük mücadelesi vardır. Bir diğer adı Mecusilik olan Zerdüştlüğün kutsal kitabı Avesta'dır.
Zerdüştler, yeryüzünün insan kalıntılarıyla bozulmaması gerektiğine inandıkları için cesetlerini defnetmek yerine üstü açık kulelerin çatılarında akbabalara ve doğal etkenlere karşı korumasız bir şekilde bırakırlar. Bu dine inananlar, öldükten sonra dirilip Zerdüştlüğün iyilik tanrısı olan Ahura Mazda'nın (Aklın Efendisi) huzuruna çıkacaklarına ve orada sorgulanacaklarına inanırlar. Doğal elementleri kutsal sayarlar ve bundan dolayı da ateşe, aydınlığa veya Güneş'e bakarak ibadet ederler. Bu ibadet şekli Zerdüşt tarafından getirilmiştir.
Ateşe tapmazlar, ateşi yüceltirler ve onu bir kıble gibi görerek önünde dua ederler. Ancak Zerdüştlüğün asıl kıblesi Güneş'tir. Ateşin, tanrının ışığı olduğu inancındadırlar. Ateşlerini Ateşgede denilen tapınaklarda yakarlar. Ateşe üflemek, ölüm cezası getirebilecek kadar büyük bir günahtır. Işığın ve aydınlıkların, Tanrı Ahura Mazda'nın fiziksel temsili olduğuna inanılır. Âyinlerini ateşin önünde yapmalarının sebebi ise, kötülükle özdeşleşen karanlığı önlemektir.
Zerdüştlük, İslamiyet'in İran'da yayılmasıyla azalmıştır. Zerdüştler Milattan Sonra 600 civarında Müslümanların İran topraklarını ele geçirmesiyle İslamiyete geçmiş ve geride az sayıda Zerdüşt kalmıştır. Günümüzde Zerdüştlüğe inananların sayısının 190.000'den az olduğu tahmin edilir.

Monday, 13 June 2016

Cem'in Kadehi (Cam-ı Cem)

İran'ın mitolojik şahlarından olan Cemşid, halka bol bol meyve dağıtılmasını emreder. Mahsül tahmin edildiğinden fazla olunca, kapalı kaplarda saklanan üzümlerin bazıları değişik bir tada dönüşür, şırası acıdır ve zehirli sanıldığı için içilmez. Cemşid'in güzel ve gözde cariyesi şiddetli baş ağrısı çektiği için canından bezip zehirli sudan içip kendini öldürmek ister. Zehirli sandığı şeyi içtiğinde dirilir ve güzel bir uykuya dalar. Uyandığında baş ağrısı kalmaz ve kendisini çok iyi hisseder. Durumu Cemşid'e anlattığında Cemşid şırayı içer ve ona Ab-ı Hayat (Hayat Suyu) adını verir.
Başka bir efsaneye göre de; Cemşid, yedi değişik madenden yapılan bu sihirli kadehe baktığında dünyanın dört bir yanını; savaş, felaket, afet gibi olayları izler, devlet görevlilerinin halka karşı davranışlarını görür, zulüm edip nizam bozanları, intizamı sağlayanları görür ona göre davranırmış.

Câm-ı Cem nûş eyle iy Cem bu Frengistandur
Her kulun başına yazılan gelir devrandur


Friday, 10 June 2016

Abdülbaki Gölpınarlı

Abdülbaki Gölpınarlı 12 Ocak 1900 tarihinde doğmuştur. Ataları Kafkas kökenlidir. Gazeteci olan babası Ahmet Agâh Efendi Mevlevidir. Babasını kaybettiği zaman eğitim hayatına ara vererek çalışmaya başlar. Bir süre kitapçılıkla uğraşır.
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü Profesör Köprülüzade Mehmet Fuat'ın nezaretinde hazırladığı Melâmilik ve Melâmiler adlı teziyle bitirir. Bazı liselerde edebiyat öğretmenliği yapar. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde Farsça okutmanlığı yapar. Doktorasından sonra aynı fakültede Metinler Şerhi okutur. İstanbul Üniversitesi'nde İslam-Türk Tasavvuf Tarihi ve Edebiyatı dersleri verir.
Mezuniyet tezi olan Melâmilik ve Melâmiler adlı eseriyle duyulan Abdülbaki Gölpınarlı, Türkiyat Mecmuası, Şarkiyat Mecmuası ve İktisat Fakültesi Mecmuası'nda makaleler yayımlar. Bunların yanı sıra çeşitli dergilerde ve gazetelerde de bilimsel makaleler yayımlar. İslam Ansiklopedisi ve Türk Ansiklopedisi'nin çeşitli maddelerini yazar.
Farsça ve Arapça dillerini çok iyi bilen Abdülbaki Gölpınarlı'nın çeşitli araştırmaları mevcuttur. Özellikle Fuzuli Divanı araştırmasının mükemmel derecede olduğunu söylemek, ayrı bir yazımda Abdülbaki Gölpınarlı tercümesinden Fuzuli Divanı'ndan bahsetmek isterim. Fuzuli Divanı'nın yanı sıra Nedim Divanı, Hayyam ve Rubaileri, Mevlana, Hafız Divanı, Yunus Emre Divanı, Nehcul Belaga, Kuran-ı Kerim Meali ve daha bunların birçoğu gibi araştırmaları vardır.
Ayrıca günümüz gazetecilerinden Murat Bardakçı'da, Abdülbaki Gölpınarlı'nın öğrencilerinden biridir.
25 Ağustos 1982'de vefat eden Abdülbaki Gölpınarlı'nın kabri Seyyid Ahmet deresindeki Şii mezarlığındadır. İmkan bulma dahilinde yılda en az bir kere akrabalarımı ziyaret etmek için gittiğim mezarlıkta, büyük bir mutlulukla Abdülbaki Gölpınarlı'nın kabride, tarafımdan ziyaret edilir.

Tuesday, 7 June 2016

Şehname

İran'ın Tus bölgesinde yaşamış olan Firdevsi'nin eski İran efsaneleri üzerine kurulu manzum destanıdır. 10. yüzyılda kaleme alınmıştır ve 60 bin beyitlik bir eserdir. İran edebiyatının en büyük eserlerinden biri olarak kabul edilir.
İçerik olarak Şehname; tarih öncesi zamanlardan başlayıp Sasani İmparatorluğu sonuna dek tüm eski İran krallarını inceler. İran tarihiyle ilgili rivayetler toplanmış, bu eser otuz yılda oluşturulmuştur. Firdevsi, "bununla İran milletini yeniden dirilttim" diyerek Şehname'nin önemini ve değerini ifade etmiştir. Şehname'nin kaleme alınmasından sonra, Doğu edebiyatlarında Şehname yazma geleneği başlamıştır. Şehnamenin meddahlar tarafından ezberden okunduğu rivayeti de vardır. Şehname'nin Divan edebiyatı üzerindeki etkisi de oldukça fazladır.
Ayrıca Şehname'nin günümüzde bir tercümesi de mevcuttur.

Wednesday, 1 June 2016

Efsanevi Kuş Simurg

Simurg, Fars sanatında kuş şeklinde, kanatlı bir yaratık olarak resmedilmiştir. Antik bir İran efsanesine göre, Simurg kendisini alevlerle kaplayana kadar 1700 yıl yaşar, başka kayıtlarda ise onun ölümsüz olduğuna değinilmiştir. Bu kuş o kadar yaşlıdır ki dünyanın yıkılışına üç kez tanık olmuştur böylece bütün zamanların bilgisine sahiptir. Daha sonraki İran geleneklerinde Simurg, ilahiliğin bir sembolü olmuştur.
Bilgi Ağacı'nda bir yuvası olduğu söylenen Simurg, uçuşa kalktığında bilgi ağacının yapraklarını titretir ve her bitkinin tohumlarının dökülmesine neden olur. Bu tohumlar dünyanın her yanına dağılır ve gelmiş geçmiş her bitki çeşidinin kök almasını sağlar, bu bitkiler sayesinde de insanoğlu tüm hastalıkları tedavi ederler.
Firdevsi'nin Şahname'sinde de Simurg kuşundan bahsedilmiştir. Şahname'ye göre; Sam'ın oğlu Zal'i, Elburz dağından almış ve kendi yavrularıyla birlikte büyütmüştür. Bir süre sonra Sam, gördüğü rüya ile oğlu Zal'i aramaya koyulmuş ve bulmuştur. Simurg, Zal'i babasına teslim ederken ona bir de tüy vermiş ve lüzumu anında onu ateşe atarak yardım istemesini tavsiye etmiştir. Simurg böylece Rüstem ile İsfendiyar arasındaki savaşta Zal'in isteği ile Rüstem'in yardımına koşmuş, onun galip gelmesinde yardımcı olmuştur.

Saturday, 23 April 2016

İran'da Babalar Günü

İran'da Babalar Günü, İmam Ali'nin doğum günü olan Recep ayının 13. gününde kutlanılır. Bu günde İran halkı hem İmam Ali'nin doğum gününü kutlar hem de babalarının, dedelerinin, aile büyüklerinin babalar gününü kutlarlar. İmam Ali'nin doğum günü için camilerde düzenlenen meclislere katılırlar. Bu günde, aynı Anneler Günü gibi kutlanır. İran'da resmi tatildir ve hediyeleşmeye özen gösterilir.
Babalar Gününüz kutlu olsun! :)